farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2017 Pazartesi

Devrim ile Evrim




Literatüre göre evrimleşme, zaman içinde doğal olarak, bir durumdan başka bir duruma geçme, gelişme sürecidir. Organik ya da biyolojik evrimleşme olarak sınıflandırılabilir. Evrimleşme teorisi bir çok bilim dalının yanı sıra tarım, antropoloji, felsefe ve psikiyatri gibi alanları da etkilemiştir. Biz bugün tabii ki felsefi yanını irdeliyor olacağız. 
İnsanın evrimleşmesi. Çevre faktörleri, ekonomik ve psikolojik durumlar, bilinç düzeyi ya da toplumsal olaylar insanın evrimleşmesini farklı yönlerde etkileyebilir. Evrimleşme öyle hemencecik olup biten bir şey değildir. Bugün yaşadığımız bir olayın bizde bıraktığı etki, bunu çevremizle paylaşma ihtiyacı, paylaştıkça ortaya çıkan yeni etkiler, bu etkilerin davranışa dönmesi, toplumda bir yer bulması ve gen aktarımı ya da bilgi aktarımı sonucu nesiller tarafından benimsenip mevcut yaşayış biçimlerine etki etmesi yıllar hatta bazen yüzyıllar alabilir. Bence yanlış yorumlanan bir şey var ki o da hep gelişim sürecinde algılanmasıdır. Evet tarihte evrimleşmenin hep iyi yönde olduğunu okuduk öğrendik ancak şimdiki deneyimlerimiz gösteriyor ki biz İnsanoğlu olarak kötü bir evrimleşme sürecine doğru gidiyoruz. Belki artık eskisi gibi insanların meydanlarda ipe geçirilmesini izlemiyoruz ancak o ipte insanlığın sallandırılmasını izliyoruz.
Çevremizde yaşadığımız tüm bu olaylar sonucunda, edindiğimiz tecrübe ve bilgiler insanoğlunun gelecekteki evrim sürecini tetikliyor. Zaten biz de yüzyıl önce atılan tohumların etkisi ile bu durumda değil miyiz?  Bir lidere ihtiyaç duyma, paraya muhtaç olma, kadını horlama, korku ile içe kapanma, çevremize bu korkuları bulaştırma yeni nesili bu yönde eğitme. Aman gitme kızım, karışma oğlum, günah, yasak, tutsak, O şef, patron derken en büyük kaosu yarattık dünyamızda. Bugünden başlayarak evrimimizi geliştirme yetisine her zaman sahibiz. Bugün düşleyeceğimiz olaylar yarın gerçekler olarak karşımıza çıkacaktır. Tıpkı atalarımızın yaptığı gibi. Aaaa ama bu 100 yıllar alır demeyin. Evrimleşmeyi hızlandıran bir olgu vardır ki sizinle bugün bunu paylaşmak istedim.

Devrim. Devrim genellikle bir siyasi gücün, anlayışın değiştirilmesi gibi algılanabilir. Bizi şu an işin bu kısmı ilgilendirmiyor. İlgi odağımız, en hızlı şekilde evrimleşmenin kötü gidişatını durdurmak ve bunu tersine çevirmenin bir yolunu bulmaktır.

Devrim; yerleşmiş mevcut düzeni, köklü ve hızlı bir şekilde dönüştürmektir. Devrimci, bu kökten değişim ihtiyacının farkına varan, onu arzulayan ve harekete geçen kişidir. Etrafımızda gelişen olaylar insanlığımıza dokunuyorsa, bu olayların bir gün son bulmasını istiyorsak ve bunun olabilecek en kısa zamanda olmasını istiyorsak işte bu anda yapabileceğimiz tek şey vardır o da "Bireysel Devrim" imizi yaratmaktır. Toplumsal evrim zor ve uzun bir süreçtir ancak her bir bireyin kendisi için Devrim ilan etmesi ve uygulaması daha kısa zamanda gerçekleşecektir. Bireysel Devrim ini gerçekleştirebilmiş toplumların evrimi çok daha hızlı ve kolay olacaktır.


Peki nasıl ? Devrim yerleşik düzeni değiştirmektir dedik o zaman öncelikle şimdiye kadar yaptığımız ve inandığımız her şeyi sorgulamakla başlayacağız işe. Kendimize bir devrim yapmaktan bahsediyoruz bu yüzden bombacıyı, başkanı, savaşı şimdilik bir kenara bırakıyoruz ve kendimize bakıyoruz.

Bir devrimcinin sahip olması gereken özellikleri (deneyimlediğim kadarıyla) şöyle bir sıralayalım.
  1.    Bir devrimci, disiplinli olmak zorundadır. Sabah erken kalkmalı ve hedeflerini gerçekleştirmek üzere kendi işine yoğunlaşmalıdır. ( başkasının değil)
  2.    Bir devrimci, öncelikle akıl merkezli düşünmeli. Hayatına inancı değil aklı, zekası, kültürü, bilgisi yön vermeli. İnancı kendi devrimini yaratmaktır. Alacağı kararlarda aklı ve vicdanı ile yol almalı.
  3.    Bir devrimci, sürekli okumalı ama okuduğu kişi, kitap ne olursa olsun, o eseri ve fikri sorgulamalı, eleştirmeli. Yani çok okuyan eleştiren ve düşünen kısacası aklı, bilgiyi, eleştiriyi önceliğine alan bir kişi olmalı.
  4.   Bir devrimci çevrede olan biten her şeyden haberdar olmalı ancak kendine duygusal bir çöküş yaratmamalı. Nedenleri sorgulamalı, anlamalı ve “Şimdi bu olay karşısında ben ne yapabilirim?" ile ilgilenmeli.
  5.  Bir devrimci düşüncesinden taviz vermeden ama hoşgörü içerisinde insanlarla diyalog kurmalı. Halkı iyi tanımalı. Gelenek ve göreneklere sahip çıkmalı. Saygı ve hoşgörüyü her zaman ön planda tutmalı.
  6.  Bir devrimci insanı merkez almalı; dini, milliyeti ya da herhangi bir ırkı merkeze alarak devrimcilik yapmaya kalkışmamalı.
  7.    Bir devrimci, zor dönemlerde zor koşulların  yükünü omuzlayabilmeli. Amacına öyle tutku ile bağlanmalı ki amacı uğruna canını feda edebilmeli.
  8.   Bir devrimci, "Ben neden buradayım?” sorusuna yanıt vermekte güçlük çekmemeli ve zindanla da zindancıyla da baş etmeyi bilmeli.
  9.    Bir devrimci, mevcut düzenin sınırlarının dışına çıkmasını bilmeli.
  10.    Bir devrimci bulunduğu yerden, savunduğu görüşten asla utanmamalı. Boynu asla bükük, sırtı kambur olmamalı. Bugün bir ipin ucunda bile olsa neden orada olduğunun bilincinde olmalı. Ve bu inancı yıllar geçse de gelecek neslin içinde yer bulmalı.


Anlatmak istediğim şeyi bilmem anlatabiliyor muyum? Kişisel devrimimizi yaratmaktan bahsediyorum ki bu evrimleşmeye bir dur diyebilelim. Doğru bildiğimiz her şeyden vazgeçmeyi, yeni bir ben ( dünya) yaratmayı teklif ediyorum. Alışkanlarımızı ters yüz etmekten, bir amaca sarılmaktan bahsediyorum. Gelecek nesil için organik tohum ekmekten, onu oya gibi ince ince rengarenk işlemekten bahsediyorum. 

Bu değişime başlamak için, evinize bir filozof, bir ermiş gelmesini beklemeyin. Bu dünyanın gelecekte ne olacağını bir medyumun söylemesini de beklemeyin. Fark edin, sorgulayın, görün ve öncelikle sadece kendinizi değiştirin. Bir Devrim ci olun. 
Nedenleri sorgulayın, araştırın öğrenin sonra paylaşın. İnsanların arasına karışın, sohbet edin, dinleyin ve sonra paylaşın. Çalışın, para kazanın, iş kurun ve sonra paylaşın. Çünkü devrim paylaştıkça çoğalır, gerçekleşir. Bireysel devriminizin amacı insanlığın evrimine hizmet edecektir.



Evrimleşme kendiliğinden oluşur. Bir lideri yoktur, bir amacı da yoktur. Ne ise o olur. Ancak devrimin bir lidere ve bir amaca ihtiyacı vardır. Sizin devriminizin lideri sadece sizsiniz. Amacınız da İnsan olarak Bireysel Devriminizi gerçekleştirmek. Bu, toplum olarak en kısa sürede evrimleşmenin tek yoludur.
Bireysel Devrim yaratmanın yolu yaşamımız boyunca her AN açıktır. Bugün yaptığımız değişimin apaçık örneğini yakın çevremizde bir kaç yıl içinde, topluma mal olmuş örneğini de 100 yıl sonra torunlarımızın göreceği garantidir. Yapmadığımız her değişim ile de 100 yıl önce atılan bu kötü tohumların kurtlu meyveleri ile beslenmeye ve yeni nesilleri beslemeye devam ediyor olacağız. Hayatımızın her ANında olduğu gibi seçim bizim.

Bugünden kendi DEVRİM inizi yaratın.




29 Aralık 2016 Perşembe

HAYAT



İnsan aklındakilerle gündüz, yüreğindekilerle gece uğraşırmış. Gün boyunca yüreğimi acıtan herkesle, geceler boyu kavgalar edip, sövdüm savaştım hep. Herkesten her şeyden nefret duyar oldum en çok ta kendimden. Neden bu kadar değersiz hissediyordum kendimi? İnsanlar bana öyle davrandıkları için mi? Yoksa ben kendimi öyle gördüğüm için mi? Belki de herkesin ihtiyacına yönelik insan çeşidi vardı bu dünyada ve sen kendin için ne hissediyorsan, bunu sana yaşattıracak insanlar çıkıyordu karşına.

Konuşmam gereken zamanlarda susmak zorunda kaldım.


Sen kimsin, O kim, Ben kimim?

Herkes bir maskeden söz ediyordu ve herkes bir şeyler öneriyordu kendi aklının yettiğince. Annem babam, sevdiğim, iş arkadaşlarım, dostlarım. En iyisini yapabilmem için destek olmaya çalışıyorlardı bana. Bu okulu bitir, Orada onu giyme, burada böyle gülme, onunla böyle konuşma, bununla yemek yeme. Derken yıllar içinde ben, konuşamaz, gülemez, kendimi ifade edemez ve ne istediğini bilmez olmuştum. Ben artık beceriksizin, acizin biri olduğumu kabul etmiştim. Kendini aciz mi görüyorsun? “O zaman bunu kanıtlamak benim görevim” diyordu hemen Çark ve al bakalım X kişisi karşında ve sana senin ne kadar aptal olduğunu hissettirecek her türlü dili kullanıyor. Ve sen sessizce hakkettiğine inandığın şeyi alıp inine giriyorsun. Göz yaşları, hakaretler, nefretler, öfkeler ohh ohhh ne ala ve içini kurutuyorsun ve daha da sessizleşiyorsun. Çark memnun, sen memnun, isteğin gerçekleştirildi!
Yıllar böyle akıp geçiyor ve insan değişmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor. Bu çark böyle dönemez. Bu sen değilsin. Kendini dogma bilgilerden arındırmaya ve yeni bir sen yaratmaya çalışıyorsun. Önce birkaç kitap sana “Beni al beni al” diye bağırıyor tozlanmış raflardan sonra filmler çıkmaya başlıyor karşına., Belki yeni bir aşk, yeni bir iş, belki de bir dost çıkıveriyor ardı ardına. Her şeyden şüphe duymaya başlıyorsun bu zamanlarda. Yaptığın işten, inandığın dinden,yanındaki dosttan, karşındaki gülden cevizden serçeden. Her şeyden bir anlam çıkarmaya çalışıyorsun. Bu düzen böyle gitmemeli ama nasıl değişmeli bilemiyorsun. Sadece sorguluyorsun.


Konuşmam gereken zamanlarda içime sığınmak zorunda kaldım.


Yazmak, çizmek, okumak...

Sanata dönersin bu zamanlarda çünkü düşündüklerin, sorguladıkların, hissettiklerin tuhaf şeyler. Çevrendekilere biraz bahsetmeye çalışırsın ama anında tepkileri “ Deli misin sen, ortalık ne kadar karışık görmüyor musun?” ya da “Ne zorluklarla geldin sen buralara”, “Mis gibi hayatın var.”,” Bir işin var, eşin var ya da çocuğun var ya da paran var, şükret beterin beteri var” "var da var..." gibi yanıtları alırsın. İçine kapanırsın. Aradığın yanıtlar bunlar değil. Kendinle konuşmaya gelen bilgileri sentezlemeye başlarsın. Yavaş yavaş şekillenir düşüncelerin. Yavaş yavaş kendi dünyanı yaratmaya başlarsın. Hayal ediyorsun ama bunu anlatamıyorsundur çünkü bu senin dünyandır. Sadece sana ait. Bunun kolektif bir üretimi olamaz. Aynı Van Gogh gibi Mozart gibi Gothe gibi kendini ifade edebilecek, bu acılardan sıyrılabilecek, bu yükten kurtulabilecek bir yol arar durursun. SANAT, içsel yolculuğa rehberlik eder. Kimsenin sana sanatçı demesine ya da kimsenin senin ürettiklerine ilgi duymasına ihtiyacın yoktur. Onlar yine de bir sanattır çünkü sanatı zanaattan ayıran şeydir  içselleşmesi. İçini görebilmenin bir yoludur sanat. Kimisi yazarak, kimisi çizerek, kimisi notalarla kimisi de mermerleri yontarak anlatır derdini bu zamanlarda. Düşünceler hızla değişir, maddeler anlamını yitirir. Düşüncelerin değiştikçe arayışların, arayışların değiştikçe çevren değişir.





Konuşmam gereken zamanlarda ağlamak zorunda kaldım.

Yokluk, bitiş, son...

Eğer hayatını tamamen değiştirmeye kalkıştıysan, genellikle önce dibe batarsın. Çünkü saat yönünde tıkır tıkır işleyen bir çarkı, tam tersi bir yöne çevirmek için önce onu durdurman gerekir. Bu duruş bir çok şeyi sonlandırıverir. Kimisine maddi, kimisine manevi, kimisine sağlık, kimisine de hasret, ayrılık problemleri doğar çünkü yeni düzen için, arka planda olması ve olmaması gerekenler hazırlanır ve sen bir boşluğa düşüverirsin.

 Konuşmam gereken zamanlarda ibadet etmek zorunda kaldım.

Bu zamanlarda asıl amaç unutulur. İsyanlar başlar. Neden ben? Nasıl biter bu günler? Bu yangın nasıl söner? Bu acıya nasıl dayanılır?


Yalnızlık günleri başlar... “Dost bildiğim kimse kalmadı yanımda. Kimse beni dinlemiyor, yardım etmiyor, anlamıyor”. Allaha kitaba sövüyor musun yalvarıyor musun belli değildir bu zamanlarda... Çok acı vardır hem de çok... Yanıp yanıp sönmüyor yanıp yanıp kavuruyordur içini.




Karanlık, is, duman...


“Kimsem yok, artık tamamen yalnızım. Bu dert bitecek gibi değil. Her yolu denedim. Kalbimin içindeki korkular, endişeler bitmez oldu."

Artık gelecek güzel günleri hayal edemez olursun. Tamamen diptesindir ve sana yardım edecek hiç bir el yoktur etrafta.  Acıklı filmler, haberlerdeki kazalar, intiharlar, bombalar... Her döndüğün köşe bir olumsuzluğu doğuruyordur. Herkes sana acıyan gözlerle bakıyordur... Herkes seni terk etmiştir. Sığınacak tek yerin vardır o da inandığın din, hemen yardımına koşar. Geceler gündüzleri, aylar yılları kovalar bazen. Sen başın secdede avuçların gökte göz yaşları ile yalvarırsın. Bir çıkış yolu için bin can feda edebilirsin bu durumda. Nefes alamaz, hıçkırıklarla anlatırsın derdini deva bulmak umuduyla.
Ağladıkça gevşersin, biraz rahatlarsın ve derin bir uykuya dalarsın ilk kez huzur içinde çünkü en ağır yüktür duyguları içinde taşımak. Sen kilo verdikçe değil, duygularını verdikçe hafiflersin. Duygularını fark ettikçe kendini tanırsın. İçinde büyüttüğün kelimelerin anlamlarına odaklanırsın, nedenlerden çok nasıllarla ilgilenmeye  başlarsın. Gördüğünü, duyduğunu, dokunduğunu, tattığını anlarsın. Yaşam yavaşlar senin için, anlar artar bu zamanlarda. Tekrar yola, amaca dönersin. Ama bu sefer tek fark vardır. O da oyun artık senin oyunundur ve sadece senin kurallarınla oynanacaktır.

Konuşmam gereken zamanlarda dinlemek zorunda kaldım.

Sessizlik, oluş, varoluş...


Zaman ağır ağır akar. Olduğun yerde ne kadar zamandan beri bulunduğunu fark edemezsin. Çevre çok gürültülüdür. Sanki herkes aynı anda konuşuyordur. Uzaklaşmak, kaçmak istersin. Kimseyi görmek istemezsin. Her şey saçmalık. Düzen sistem çarpık. Evren lanetli bir yer gibi görünür sana bu zamanlarda. Sonra bir an gelir bakarsın ve anlarsın herkes bir arayış içindedir aslında. İyi kötü, güzel çirkin yoktur. Hepsini insanlar yaratmıştır ve hepimiz birbirimizin eksiğini tamamlamak için buradayızdır. Olması gereken Dünya ancak hepimiz onu fark edince, arzulayınca oluşacaktır.



Sonra yaşamın arasına karışmaya başlarsın. Onları dinlemeye dinledikçe anlamaya anladıkça yardım etmeye başlarsın. Kendini unutur, diğerlerine ışık olmaya çalışırsın. Birilerine bir çift el, birilerine bir çift göz veya birilerine ana birilerine evlat oluverirsin. Paylaştıkça çoğalır bütün olursun.Hah şimdi iyi. Bir deniz kenarında oturuyorum. Aylardan Eylül ve bir yeni ay gecesi. Kulaklığımda Lonely Shepherd çalıyor. Dalgalar soğuk soğuk çıplak ayaklarımdan kalçama kadar ilerliyor. Ellerimle ıslak kumu sıkıyorum. Dalgalar geri giderken ellerimdeki kumu da alıyor. Ben onlar tekrar gelmeden yenisini avuçluyorum. Hooop tekrar gelip alıyorlar. Bu kaç kez devam ediyor bilmiyorum. Çocukluğumda oynadığımız oyunlara benziyor, gülümsüyorum. Aaa evet evet yıllar sonra yok yere gülümsüyorum. Deniz de gülümsüyor bana, sonra Ay sonra yıldızlar. Yavaşça uzanıyorum sahile. Dalgalar saçımın vücudumun her bir hücresine dokunuyor. Kumları şimdi kendisi getirip sonra geri alıyor. Kapıyorum gözlerimi. Konuşacak, düşünecek hissedecek hiçbir şey yok. Dalgalar tek şahidim anlatamadığım duygularıma, dalgalar tek şahit gördüklerime ve yaşadıklarıma.

Gerekmedikçe konuşmuyorum artık...

Dinledikçe insan, anladıkça alim, verdikçe tanrılaşırsın.
Yeni bir başlangıç için;Şu AN, ŞİMDİ ne sorununuz var? Gözlerinizi kapatın ve derin derin nefes alın. Şimdi, şu an. Ne oluyor? Şu an olan şeyle ilgili probleminiz nedir? Sorgulayın.                                                         ...................An ın içinde problem olabilir mi? Ya geçmiş için ya da gelecek için kaygılanıyoruzdur. An boşluktur. An ı dolduramazsınız ne hüzünle ne sevinçle. O sadece huzurdur sessizliktir oluştur. An ı dinleyin. Bugün olmasa da bir gün bunu mutlaka deneyimleyeceksiniz...Sevgiyle ışıkla dolu nice yeni yıllar geçirmenizi dilerim.



26 Aralık 2016 Pazartesi

Dengede Kalmak



Bir Aralık günü; toprak ıslak, hava soğuk, su dingin, gök ateş altındaydı. Zıtlıklar evreninde sadece bir tekne vardı dengede. Onun yansıması suda benimki muallakta...
O dengenin merkezinde bense keskin kenarındaydım. Ha düştü ha düşecek diye tüm seyircilerin merakla beklediği bir ip cambazı gibiydim. Zıtlıkların içine düşmemi mi yoksa geçmemi mi bekliyorlardı? Nasıl başardığı mı izlemek mi yoksa deneyimlemek mi istiyorlardı? Dengede kalmam için desteklemek mi yoksa kösteklemek miydi amaçları? Hiç bilmiyordum. Zaten bunun ne önemi vardı ki asıl olan, benim amacım neydi?

Islak toprağa gömülmek mi filizlemek mi? Yoksa bu soğuk havada donmak mı, dirilmek mi? Suya girip batmak mı, arınmak mı? Ateş olup yanmak mı, kül olup yok olmak mı? ...

E seçeneği hiçbiri; sadece dengede kalmak istiyordum. Zıtlıklardan kurtulup dengede birleşmek hepsi bu...