
İnsan
aklındakilerle gündüz, yüreğindekilerle gece uğraşırmış. Gün boyunca yüreğimi
acıtan herkesle, geceler boyu kavgalar edip, sövdüm savaştım hep. Herkesten her
şeyden nefret duyar oldum en çok ta kendimden. Neden bu kadar değersiz
hissediyordum kendimi? İnsanlar bana öyle davrandıkları için mi? Yoksa ben
kendimi öyle gördüğüm için mi? Belki de herkesin ihtiyacına yönelik insan
çeşidi vardı bu dünyada ve sen kendin için ne hissediyorsan, bunu sana yaşattıracak
insanlar çıkıyordu karşına.
Konuşmam gereken zamanlarda susmak zorunda kaldım.
Sen kimsin, O kim, Ben kimim?
Sen kimsin, O kim, Ben kimim?
Herkes
bir maskeden söz ediyordu ve herkes bir şeyler öneriyordu kendi aklının
yettiğince. Annem babam, sevdiğim, iş arkadaşlarım, dostlarım. En iyisini
yapabilmem için destek olmaya çalışıyorlardı bana. Bu okulu bitir, Orada onu
giyme, burada böyle gülme, onunla böyle konuşma, bununla yemek yeme. Derken yıllar
içinde ben, konuşamaz, gülemez, kendimi ifade edemez ve ne istediğini bilmez olmuştum.
Ben artık beceriksizin, acizin biri olduğumu kabul etmiştim. Kendini aciz mi
görüyorsun? “O zaman bunu kanıtlamak benim görevim” diyordu hemen Çark ve al
bakalım X kişisi karşında ve sana senin ne kadar aptal olduğunu hissettirecek
her türlü dili kullanıyor. Ve sen sessizce hakkettiğine inandığın şeyi alıp
inine giriyorsun. Göz yaşları, hakaretler, nefretler, öfkeler ohh ohhh ne ala ve
içini kurutuyorsun ve daha da sessizleşiyorsun. Çark memnun, sen memnun, isteğin gerçekleştirildi!
Yıllar böyle akıp geçiyor ve insan değişmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor. Bu çark böyle dönemez. Bu sen değilsin. Kendini dogma bilgilerden arındırmaya ve yeni bir sen yaratmaya çalışıyorsun. Önce birkaç kitap sana “Beni al beni al” diye bağırıyor tozlanmış raflardan sonra filmler çıkmaya başlıyor karşına., Belki yeni bir aşk, yeni bir iş, belki de bir dost çıkıveriyor ardı ardına. Her şeyden şüphe duymaya başlıyorsun bu zamanlarda. Yaptığın işten, inandığın dinden,yanındaki dosttan, karşındaki gülden cevizden serçeden. Her şeyden bir anlam çıkarmaya çalışıyorsun. Bu düzen böyle gitmemeli ama nasıl değişmeli bilemiyorsun. Sadece sorguluyorsun.
Yıllar böyle akıp geçiyor ve insan değişmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor. Bu çark böyle dönemez. Bu sen değilsin. Kendini dogma bilgilerden arındırmaya ve yeni bir sen yaratmaya çalışıyorsun. Önce birkaç kitap sana “Beni al beni al” diye bağırıyor tozlanmış raflardan sonra filmler çıkmaya başlıyor karşına., Belki yeni bir aşk, yeni bir iş, belki de bir dost çıkıveriyor ardı ardına. Her şeyden şüphe duymaya başlıyorsun bu zamanlarda. Yaptığın işten, inandığın dinden,yanındaki dosttan, karşındaki gülden cevizden serçeden. Her şeyden bir anlam çıkarmaya çalışıyorsun. Bu düzen böyle gitmemeli ama nasıl değişmeli bilemiyorsun. Sadece sorguluyorsun.
Konuşmam gereken zamanlarda içime sığınmak zorunda kaldım.
Yazmak, çizmek, okumak...
Sanata dönersin bu zamanlarda çünkü düşündüklerin, sorguladıkların, hissettiklerin tuhaf şeyler. Çevrendekilere biraz bahsetmeye çalışırsın ama anında tepkileri “ Deli misin sen, ortalık ne kadar karışık görmüyor musun?” ya da “Ne zorluklarla geldin sen buralara”, “Mis gibi hayatın var.”,” Bir işin var, eşin var ya da çocuğun var ya da paran var, şükret beterin beteri var” "var da var..." gibi yanıtları alırsın. İçine kapanırsın. Aradığın yanıtlar bunlar değil. Kendinle konuşmaya gelen bilgileri sentezlemeye başlarsın. Yavaş yavaş şekillenir düşüncelerin. Yavaş yavaş kendi dünyanı yaratmaya başlarsın. Hayal ediyorsun ama bunu anlatamıyorsundur çünkü bu senin dünyandır. Sadece sana ait. Bunun kolektif bir üretimi olamaz. Aynı Van Gogh gibi Mozart gibi Gothe gibi kendini ifade edebilecek, bu acılardan sıyrılabilecek, bu yükten kurtulabilecek bir yol arar durursun. SANAT, içsel yolculuğa rehberlik eder. Kimsenin sana sanatçı demesine ya da kimsenin senin ürettiklerine ilgi duymasına ihtiyacın yoktur. Onlar yine de bir sanattır çünkü sanatı zanaattan ayıran şeydir içselleşmesi. İçini görebilmenin bir yoludur sanat. Kimisi yazarak, kimisi çizerek, kimisi notalarla kimisi de mermerleri yontarak anlatır derdini bu zamanlarda. Düşünceler hızla değişir, maddeler anlamını yitirir. Düşüncelerin değiştikçe arayışların, arayışların değiştikçe çevren değişir.

Konuşmam gereken zamanlarda ağlamak zorunda kaldım.
Yokluk, bitiş, son...
Eğer hayatını tamamen değiştirmeye kalkıştıysan, genellikle önce dibe batarsın. Çünkü saat yönünde tıkır tıkır işleyen bir çarkı, tam tersi bir yöne çevirmek için önce onu durdurman gerekir. Bu duruş bir çok şeyi sonlandırıverir. Kimisine maddi, kimisine manevi, kimisine sağlık, kimisine de hasret, ayrılık problemleri doğar çünkü yeni düzen için, arka planda olması ve olmaması gerekenler hazırlanır ve sen bir boşluğa düşüverirsin.
Konuşmam gereken zamanlarda ibadet etmek zorunda kaldım.
Bu
zamanlarda asıl amaç unutulur. İsyanlar başlar. Neden ben? Nasıl biter bu
günler? Bu yangın nasıl söner? Bu acıya nasıl dayanılır?
Yalnızlık
günleri başlar... “Dost bildiğim kimse kalmadı yanımda. Kimse beni dinlemiyor,
yardım etmiyor, anlamıyor”. Allaha kitaba sövüyor musun yalvarıyor musun belli
değildir bu zamanlarda... Çok acı vardır hem
de çok... Yanıp yanıp sönmüyor yanıp yanıp kavuruyordur içini.

Karanlık, is, duman...
“Kimsem yok, artık tamamen yalnızım. Bu dert bitecek gibi değil. Her yolu denedim. Kalbimin içindeki korkular, endişeler bitmez oldu."
Artık
gelecek güzel günleri hayal edemez olursun. Tamamen diptesindir ve sana yardım
edecek hiç bir el yoktur etrafta. Acıklı filmler,
haberlerdeki kazalar, intiharlar, bombalar... Her döndüğün köşe bir olumsuzluğu
doğuruyordur. Herkes sana acıyan gözlerle bakıyordur... Herkes seni terk
etmiştir. Sığınacak tek yerin vardır o da inandığın din, hemen yardımına koşar.
Geceler gündüzleri, aylar yılları kovalar bazen. Sen başın secdede avuçların
gökte göz yaşları ile yalvarırsın. Bir çıkış yolu için bin can feda edebilirsin
bu durumda. Nefes alamaz, hıçkırıklarla anlatırsın derdini deva bulmak
umuduyla.
Ağladıkça
gevşersin, biraz rahatlarsın ve derin bir uykuya dalarsın ilk kez huzur içinde
çünkü en ağır yüktür duyguları içinde taşımak. Sen kilo verdikçe değil, duygularını
verdikçe hafiflersin. Duygularını fark ettikçe kendini tanırsın. İçinde büyüttüğün
kelimelerin anlamlarına odaklanırsın, nedenlerden çok nasıllarla ilgilenmeye başlarsın. Gördüğünü, duyduğunu, dokunduğunu,
tattığını anlarsın. Yaşam yavaşlar senin için, anlar artar bu zamanlarda.
Tekrar yola, amaca dönersin. Ama bu sefer tek fark vardır. O da oyun artık
senin oyunundur ve sadece senin kurallarınla oynanacaktır.
Konuşmam gereken zamanlarda dinlemek zorunda kaldım.
Sessizlik, oluş, varoluş...
Zaman
ağır ağır akar. Olduğun yerde ne kadar zamandan beri bulunduğunu fark edemezsin.
Çevre çok gürültülüdür. Sanki herkes aynı anda konuşuyordur. Uzaklaşmak, kaçmak
istersin. Kimseyi görmek istemezsin. Her şey saçmalık. Düzen sistem çarpık. Evren lanetli bir yer gibi görünür sana bu
zamanlarda. Sonra bir an gelir bakarsın ve anlarsın herkes bir arayış içindedir aslında.
İyi kötü, güzel çirkin yoktur. Hepsini insanlar yaratmıştır ve hepimiz
birbirimizin eksiğini tamamlamak için buradayızdır. Olması gereken Dünya
ancak hepimiz onu fark edince, arzulayınca oluşacaktır.

Sonra yaşamın arasına karışmaya başlarsın. Onları dinlemeye dinledikçe anlamaya anladıkça yardım etmeye başlarsın. Kendini unutur, diğerlerine ışık olmaya çalışırsın. Birilerine bir çift el, birilerine bir çift göz veya birilerine ana birilerine evlat oluverirsin. Paylaştıkça çoğalır bütün olursun.Hah şimdi iyi. Bir deniz kenarında oturuyorum. Aylardan Eylül ve bir yeni ay gecesi. Kulaklığımda Lonely Shepherd çalıyor. Dalgalar soğuk soğuk çıplak ayaklarımdan kalçama kadar ilerliyor. Ellerimle ıslak kumu sıkıyorum. Dalgalar geri giderken ellerimdeki kumu da alıyor. Ben onlar tekrar gelmeden yenisini avuçluyorum. Hooop tekrar gelip alıyorlar. Bu kaç kez devam ediyor bilmiyorum. Çocukluğumda oynadığımız oyunlara benziyor, gülümsüyorum. Aaa evet evet yıllar sonra yok yere gülümsüyorum. Deniz de gülümsüyor bana, sonra Ay sonra yıldızlar. Yavaşça uzanıyorum sahile. Dalgalar saçımın vücudumun her bir hücresine dokunuyor. Kumları şimdi kendisi getirip sonra geri alıyor. Kapıyorum gözlerimi. Konuşacak, düşünecek hissedecek hiçbir şey yok. Dalgalar tek şahidim anlatamadığım duygularıma, dalgalar tek şahit gördüklerime ve yaşadıklarıma.
Gerekmedikçe konuşmuyorum artık...
Dinledikçe insan, anladıkça alim, verdikçe tanrılaşırsın.
Yeni bir başlangıç için;Şu AN, ŞİMDİ ne sorununuz var? Gözlerinizi kapatın ve derin derin nefes alın. Şimdi, şu an. Ne oluyor? Şu an olan şeyle ilgili probleminiz nedir? Sorgulayın. ...................An ın içinde problem olabilir mi? Ya geçmiş için ya da gelecek için kaygılanıyoruzdur. An boşluktur. An ı dolduramazsınız ne hüzünle ne sevinçle. O sadece huzurdur sessizliktir oluştur. An ı dinleyin. Bugün olmasa da bir gün bunu mutlaka deneyimleyeceksiniz...Sevgiyle ışıkla dolu nice yeni yıllar geçirmenizi dilerim.


