29 Aralık 2016 Perşembe

HAYAT



İnsan aklındakilerle gündüz, yüreğindekilerle gece uğraşırmış. Gün boyunca yüreğimi acıtan herkesle, geceler boyu kavgalar edip, sövdüm savaştım hep. Herkesten her şeyden nefret duyar oldum en çok ta kendimden. Neden bu kadar değersiz hissediyordum kendimi? İnsanlar bana öyle davrandıkları için mi? Yoksa ben kendimi öyle gördüğüm için mi? Belki de herkesin ihtiyacına yönelik insan çeşidi vardı bu dünyada ve sen kendin için ne hissediyorsan, bunu sana yaşattıracak insanlar çıkıyordu karşına.

Konuşmam gereken zamanlarda susmak zorunda kaldım.


Sen kimsin, O kim, Ben kimim?

Herkes bir maskeden söz ediyordu ve herkes bir şeyler öneriyordu kendi aklının yettiğince. Annem babam, sevdiğim, iş arkadaşlarım, dostlarım. En iyisini yapabilmem için destek olmaya çalışıyorlardı bana. Bu okulu bitir, Orada onu giyme, burada böyle gülme, onunla böyle konuşma, bununla yemek yeme. Derken yıllar içinde ben, konuşamaz, gülemez, kendimi ifade edemez ve ne istediğini bilmez olmuştum. Ben artık beceriksizin, acizin biri olduğumu kabul etmiştim. Kendini aciz mi görüyorsun? “O zaman bunu kanıtlamak benim görevim” diyordu hemen Çark ve al bakalım X kişisi karşında ve sana senin ne kadar aptal olduğunu hissettirecek her türlü dili kullanıyor. Ve sen sessizce hakkettiğine inandığın şeyi alıp inine giriyorsun. Göz yaşları, hakaretler, nefretler, öfkeler ohh ohhh ne ala ve içini kurutuyorsun ve daha da sessizleşiyorsun. Çark memnun, sen memnun, isteğin gerçekleştirildi!
Yıllar böyle akıp geçiyor ve insan değişmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor. Bu çark böyle dönemez. Bu sen değilsin. Kendini dogma bilgilerden arındırmaya ve yeni bir sen yaratmaya çalışıyorsun. Önce birkaç kitap sana “Beni al beni al” diye bağırıyor tozlanmış raflardan sonra filmler çıkmaya başlıyor karşına., Belki yeni bir aşk, yeni bir iş, belki de bir dost çıkıveriyor ardı ardına. Her şeyden şüphe duymaya başlıyorsun bu zamanlarda. Yaptığın işten, inandığın dinden,yanındaki dosttan, karşındaki gülden cevizden serçeden. Her şeyden bir anlam çıkarmaya çalışıyorsun. Bu düzen böyle gitmemeli ama nasıl değişmeli bilemiyorsun. Sadece sorguluyorsun.


Konuşmam gereken zamanlarda içime sığınmak zorunda kaldım.


Yazmak, çizmek, okumak...

Sanata dönersin bu zamanlarda çünkü düşündüklerin, sorguladıkların, hissettiklerin tuhaf şeyler. Çevrendekilere biraz bahsetmeye çalışırsın ama anında tepkileri “ Deli misin sen, ortalık ne kadar karışık görmüyor musun?” ya da “Ne zorluklarla geldin sen buralara”, “Mis gibi hayatın var.”,” Bir işin var, eşin var ya da çocuğun var ya da paran var, şükret beterin beteri var” "var da var..." gibi yanıtları alırsın. İçine kapanırsın. Aradığın yanıtlar bunlar değil. Kendinle konuşmaya gelen bilgileri sentezlemeye başlarsın. Yavaş yavaş şekillenir düşüncelerin. Yavaş yavaş kendi dünyanı yaratmaya başlarsın. Hayal ediyorsun ama bunu anlatamıyorsundur çünkü bu senin dünyandır. Sadece sana ait. Bunun kolektif bir üretimi olamaz. Aynı Van Gogh gibi Mozart gibi Gothe gibi kendini ifade edebilecek, bu acılardan sıyrılabilecek, bu yükten kurtulabilecek bir yol arar durursun. SANAT, içsel yolculuğa rehberlik eder. Kimsenin sana sanatçı demesine ya da kimsenin senin ürettiklerine ilgi duymasına ihtiyacın yoktur. Onlar yine de bir sanattır çünkü sanatı zanaattan ayıran şeydir  içselleşmesi. İçini görebilmenin bir yoludur sanat. Kimisi yazarak, kimisi çizerek, kimisi notalarla kimisi de mermerleri yontarak anlatır derdini bu zamanlarda. Düşünceler hızla değişir, maddeler anlamını yitirir. Düşüncelerin değiştikçe arayışların, arayışların değiştikçe çevren değişir.





Konuşmam gereken zamanlarda ağlamak zorunda kaldım.

Yokluk, bitiş, son...

Eğer hayatını tamamen değiştirmeye kalkıştıysan, genellikle önce dibe batarsın. Çünkü saat yönünde tıkır tıkır işleyen bir çarkı, tam tersi bir yöne çevirmek için önce onu durdurman gerekir. Bu duruş bir çok şeyi sonlandırıverir. Kimisine maddi, kimisine manevi, kimisine sağlık, kimisine de hasret, ayrılık problemleri doğar çünkü yeni düzen için, arka planda olması ve olmaması gerekenler hazırlanır ve sen bir boşluğa düşüverirsin.

 Konuşmam gereken zamanlarda ibadet etmek zorunda kaldım.

Bu zamanlarda asıl amaç unutulur. İsyanlar başlar. Neden ben? Nasıl biter bu günler? Bu yangın nasıl söner? Bu acıya nasıl dayanılır?


Yalnızlık günleri başlar... “Dost bildiğim kimse kalmadı yanımda. Kimse beni dinlemiyor, yardım etmiyor, anlamıyor”. Allaha kitaba sövüyor musun yalvarıyor musun belli değildir bu zamanlarda... Çok acı vardır hem de çok... Yanıp yanıp sönmüyor yanıp yanıp kavuruyordur içini.




Karanlık, is, duman...


“Kimsem yok, artık tamamen yalnızım. Bu dert bitecek gibi değil. Her yolu denedim. Kalbimin içindeki korkular, endişeler bitmez oldu."

Artık gelecek güzel günleri hayal edemez olursun. Tamamen diptesindir ve sana yardım edecek hiç bir el yoktur etrafta.  Acıklı filmler, haberlerdeki kazalar, intiharlar, bombalar... Her döndüğün köşe bir olumsuzluğu doğuruyordur. Herkes sana acıyan gözlerle bakıyordur... Herkes seni terk etmiştir. Sığınacak tek yerin vardır o da inandığın din, hemen yardımına koşar. Geceler gündüzleri, aylar yılları kovalar bazen. Sen başın secdede avuçların gökte göz yaşları ile yalvarırsın. Bir çıkış yolu için bin can feda edebilirsin bu durumda. Nefes alamaz, hıçkırıklarla anlatırsın derdini deva bulmak umuduyla.
Ağladıkça gevşersin, biraz rahatlarsın ve derin bir uykuya dalarsın ilk kez huzur içinde çünkü en ağır yüktür duyguları içinde taşımak. Sen kilo verdikçe değil, duygularını verdikçe hafiflersin. Duygularını fark ettikçe kendini tanırsın. İçinde büyüttüğün kelimelerin anlamlarına odaklanırsın, nedenlerden çok nasıllarla ilgilenmeye  başlarsın. Gördüğünü, duyduğunu, dokunduğunu, tattığını anlarsın. Yaşam yavaşlar senin için, anlar artar bu zamanlarda. Tekrar yola, amaca dönersin. Ama bu sefer tek fark vardır. O da oyun artık senin oyunundur ve sadece senin kurallarınla oynanacaktır.

Konuşmam gereken zamanlarda dinlemek zorunda kaldım.

Sessizlik, oluş, varoluş...


Zaman ağır ağır akar. Olduğun yerde ne kadar zamandan beri bulunduğunu fark edemezsin. Çevre çok gürültülüdür. Sanki herkes aynı anda konuşuyordur. Uzaklaşmak, kaçmak istersin. Kimseyi görmek istemezsin. Her şey saçmalık. Düzen sistem çarpık. Evren lanetli bir yer gibi görünür sana bu zamanlarda. Sonra bir an gelir bakarsın ve anlarsın herkes bir arayış içindedir aslında. İyi kötü, güzel çirkin yoktur. Hepsini insanlar yaratmıştır ve hepimiz birbirimizin eksiğini tamamlamak için buradayızdır. Olması gereken Dünya ancak hepimiz onu fark edince, arzulayınca oluşacaktır.



Sonra yaşamın arasına karışmaya başlarsın. Onları dinlemeye dinledikçe anlamaya anladıkça yardım etmeye başlarsın. Kendini unutur, diğerlerine ışık olmaya çalışırsın. Birilerine bir çift el, birilerine bir çift göz veya birilerine ana birilerine evlat oluverirsin. Paylaştıkça çoğalır bütün olursun.Hah şimdi iyi. Bir deniz kenarında oturuyorum. Aylardan Eylül ve bir yeni ay gecesi. Kulaklığımda Lonely Shepherd çalıyor. Dalgalar soğuk soğuk çıplak ayaklarımdan kalçama kadar ilerliyor. Ellerimle ıslak kumu sıkıyorum. Dalgalar geri giderken ellerimdeki kumu da alıyor. Ben onlar tekrar gelmeden yenisini avuçluyorum. Hooop tekrar gelip alıyorlar. Bu kaç kez devam ediyor bilmiyorum. Çocukluğumda oynadığımız oyunlara benziyor, gülümsüyorum. Aaa evet evet yıllar sonra yok yere gülümsüyorum. Deniz de gülümsüyor bana, sonra Ay sonra yıldızlar. Yavaşça uzanıyorum sahile. Dalgalar saçımın vücudumun her bir hücresine dokunuyor. Kumları şimdi kendisi getirip sonra geri alıyor. Kapıyorum gözlerimi. Konuşacak, düşünecek hissedecek hiçbir şey yok. Dalgalar tek şahidim anlatamadığım duygularıma, dalgalar tek şahit gördüklerime ve yaşadıklarıma.

Gerekmedikçe konuşmuyorum artık...

Dinledikçe insan, anladıkça alim, verdikçe tanrılaşırsın.
Yeni bir başlangıç için;Şu AN, ŞİMDİ ne sorununuz var? Gözlerinizi kapatın ve derin derin nefes alın. Şimdi, şu an. Ne oluyor? Şu an olan şeyle ilgili probleminiz nedir? Sorgulayın.                                                         ...................An ın içinde problem olabilir mi? Ya geçmiş için ya da gelecek için kaygılanıyoruzdur. An boşluktur. An ı dolduramazsınız ne hüzünle ne sevinçle. O sadece huzurdur sessizliktir oluştur. An ı dinleyin. Bugün olmasa da bir gün bunu mutlaka deneyimleyeceksiniz...Sevgiyle ışıkla dolu nice yeni yıllar geçirmenizi dilerim.



28 Aralık 2016 Çarşamba

Şımarık


Şımarık bir kış günüydü
Ağaçlar kendi dalları ile kavga ediyor
Çiçekler saklambaç oynuyorlardı yerin altında
Grinin her tonu uzaklardaki güneşi yakalamaya çalışıyordu
Dayanamadım ben de attım kendimi sokağa
Gök tüm muzipliğiyle
Bir kova su indirdi başımdan aşağıya
Her biri güldü bu olaya
Aldırmadım, darılmadım, kızmadım
Suları sıçrata sıçrata ben de kahkahalar attım
Yaşam benim içindi
Çok geçmeden bunun farkına vardım
#salasruh

27 Aralık 2016 Salı

Aidiyet Duygusu




Birine ancak ait olabilirsin, sahip olamazsın....

Ne güzel anlatmış #osho. Bence bu cümle sadece kişilerle sınırlandırılmamalı. Çalıştığımız yere, çocuğumuza, sevdiğimiz bir eşyaya ya da toprağa, vatana, memleketimize duyacağımız aidiyet duygusu bizi daha mutlu eder, güven verir, huzur getirir. Bu kendini ait hissetme duygusu kıskançlığı, düşmanlığı, ötekileştirmeyi öldürür. Kendimizi ait hissettiğimiz şey, başka bir şeye dönüşür. O zaman ona emek vermeye, zaman ayırmaya, özen göstermeye başlarız bu da sevgiyi doğurur. Çünkü sevgi emek ister, çaba ister.

Kendini birine, bir şeye ait hissetmek ona teslim olmak demektir. Her şeyinle O olmak demektir. Onu her hali ile kabul etmek, onunla bütünlenmek demektir. Kim doğup büyüdüğü yer hakkında kötü bir şeyler söyleyebilir ki, oradan ayrıldığı uzaklaştığı için kim orayı yargılayabilir ki...birine bir şeye teslim olduğumuzda onun fiziki, sosyoloji, psikoloji ya da biyolojik durumu artık önemini kaybeder. Onun önemi artık bizim ona yüklediğimiz anlamıdır.

Aidiyet duygusu aynı saygı gibidir, alışverişi yoktur. Sadece verirsiniz. Herhangi bir şey almayı beklemek aklınıza bile gelmez. Sadece vermek istersiniz, hatta o şey bunu istemese bile. Siz karşılık beklemeden verdikçe çoğalırsınız. Aynı her bir hücremizdeki atomlar gibi. Yaradılış gibi. Siz verdikçe O' da kendiliğinden, ister size, ister bir başkasına vermeye başlar. Çünkü sevgi iletkendir ve paylaşılmak, çoğalmak ister.

Sahiplik duygusu sevgiyi yaratamaz. O karşı tarafı köle yapar, bu da sevgiyi değil öfkeyi, gururu, egoyu yaratır. Sahibi olduğunuzu düşündüğünüz şeyi, kişiyi sevemezsiniz.  O sizindir. Sizin çocuğunuzdur, sizin eşinizdir, sizin evinizdir, sizin yurdunuzdur, sizin iş yerinizdir, sizin köyünüz, sizin arabanızdır. Bir başkasının asla değildir. Bir başkasının onu sizden alacağı yoktur belki ancak sahiplik duygusu sizi sürekli başkalaştırır, varsayımlara sürükler, kaybetme korkusunu ortaya çıkarır böylece siz bir şeye sahip olsanız bile mutlu olamazsınız çünkü sürekli peşinizden gelen bir kaybetme korkusu ile yaşarsınız. Ancak bu kişilere ve şeylere sahip olma duygularınızı fark edip yerini aidiyet duygusu ile değiştirebilirseniz işte o zaman mutluluk başlar, sevgi başlar.
Hadi bir deneyin.



Sevgi ile kalın
#salasruh

26 Aralık 2016 Pazartesi

Dengede Kalmak



Bir Aralık günü; toprak ıslak, hava soğuk, su dingin, gök ateş altındaydı. Zıtlıklar evreninde sadece bir tekne vardı dengede. Onun yansıması suda benimki muallakta...
O dengenin merkezinde bense keskin kenarındaydım. Ha düştü ha düşecek diye tüm seyircilerin merakla beklediği bir ip cambazı gibiydim. Zıtlıkların içine düşmemi mi yoksa geçmemi mi bekliyorlardı? Nasıl başardığı mı izlemek mi yoksa deneyimlemek mi istiyorlardı? Dengede kalmam için desteklemek mi yoksa kösteklemek miydi amaçları? Hiç bilmiyordum. Zaten bunun ne önemi vardı ki asıl olan, benim amacım neydi?

Islak toprağa gömülmek mi filizlemek mi? Yoksa bu soğuk havada donmak mı, dirilmek mi? Suya girip batmak mı, arınmak mı? Ateş olup yanmak mı, kül olup yok olmak mı? ...

E seçeneği hiçbiri; sadece dengede kalmak istiyordum. Zıtlıklardan kurtulup dengede birleşmek hepsi bu...

20 Aralık 2016 Salı

Özgürlük



Özgürlük ne kadar hoş bir kelimedir. Söyledikçe söyleyesi,  bağırdıkça bağırası geliyor insanın.  Neydi özgürlük, birşeylere karşı çıkmadıkça, topluma ayak uydurdukça, direnmeden kendini yönetime bıraktıkça elde edebileceğin saf duygu idi. Tıpkı ilk doğum anında olduğu gibi saf bilinç idi. Elimizden alınacağını anladığımız anda avazımız çıktığı kadar ağladığımız, bilinçlendikçe uyum sağlayıp gölgesinde (kendisinde değil) huzura kavuştuğumuz şeydi òzgürlük.


16 Aralık 2016 Cuma

Niyet




Ben, ———– , fiziksel bir insan odağı olarak, tüm boyutlarda bulunan, geçmiş, şimdi ve gelecekte, varolan tüm zaman ve mekan çerçeveleri içindeki her tür ve form içinde olan ve ancak şu anda benim yüksek iyiliğim adına artık hiç bir yararı bulunmayan, tüm anlaşmalarımı iptal ediyorum ve terk ediyorum. Ve şu anda bu anlaşmalara taraf olan tüm varlıkların artık durmasını, benim enerji alanımdan derhal ve sonsuza kadar çıkmalarını, ve yapılan bu yeni anlaşma nedeniyle beni kontrol altında tutan tüm enerjilerini de kendileriyle birlikte alıp götürmelerini istiyorum. Şimdi Kaynağa ait olan ulu ve ilahi varlıkların gelmesini ve ilahi amaca hizmet etmemeleri nedeniyle bozulan anlaşmalar ile onlara bağlı tüm kontrol enerjilerinin benden ayrılışlarını kontrol ederek bu çözülme işlemine tanık olmalarını talep ediyorum. Ve oluyorlar da…
Şu anda spiritüel, fiziksel, zihinsel, duygusal benlerim ile birlikte tüm diğer benlerimi de ilahi sevgi idrakinin yüksek spiritüel titreşimlerine adıyorum. Şu anda yaşamımı, işimi, çevremi ilahi sevginin idrakine adıyorum. Kendimi ve bütün benlerimi kendi yüksek gücümü ve titreşimsel yoldaki üstatlığımı, kendi adıma ve etkilediğim dünyanın tamamı adına geri kazanmaya adıyorum. Şu anda ilahi sevgi idrakinden ve kendi yüksek benliğimden kendimi adamış olduğum bu yüksek amaca paralel olarak yaşamımda gerekli değişiklikleri yapmalarını istiyor ve tüm ulu ilahi varlıklardan buna da tanıklık yapmalarını talep ediyorum. Ve oluyorlar da…
Geçmiş, şimdi ve gelecek içindeki tüm zaman ve mekan çerçeveleri içinde var olduğum tüm boyutlar içindeki bütün değişik ben’ler; sizleri o sınırlayıcı anlaşmalar içinde yer almış olmanızdan dolayı bağışlıyorum. Kendimi ve tüm benliklerimi, bana verilmiş olan gerçek ilahi gücün bilgi ve anlayışını farketmemiş olmaktan dolayı bağışlıyorum.
Geçmiş, şimdi ve gelecek içindeki tüm zaman ve uzay çerçeveleri içinde var olan ve sınırlayıcı anlaşmalara taraf olan tüm varlıklar ve deneyimler; sizi sevgi ve şefkatle bağışlıyorum. Sizi beni sınırlayıp kontrol altında tutarak, kendi gücünüzü arttırabileceğinize inanmış olmanızdan dolayı bağışlıyorum.
Şu anda hepimiz bağışlandık ve şifa bulduk. Hepimiz bağışlandık ve şifa bulduk. Hepimiz bağışlandık ve şifa bulduk. Şimdi kendi yüksek benliklerimize yükseltildik. İlahi altın sarısı ve beyaz karışımı ışıkla doldurulduk ve sarmalandık. İlahi altın sarısı ve beyaz karışımı ışıkla doldurulduk ve sarmalandık.
Sınırlayıcı ve kontrol edici tüm anlaşmalar ve bağlantılar şu anda serbest kaldı. Hiç bir kordon, hiç bir bağ yok aramızda. Daha önce bize bağlanmış olan korku, sancı ve öfkelerin tümü serbest bırakıldı ve şifa buldu. Şimdi ilahi kaynağın en yüce ulu varlıklarını bir zamanlar benim olan enerji ve gücün var oldukları tüm kaynaklardan en saf halleri ile bana tekrar geri dönüşüne tanıklık etmeleri ve yönlendirmeleri için çağırıyorum. Bu yüce varlıklardan benim gücümü ve enerjimi kendi menfaatleri için kullanan tüm kanalları silmelerini, tamamen ve sonsuza kadar ortadan kaldırmalarını talep ediyorum. İlahi korunma talep ediyor ve yüce tanıklıklarını diliyorum. Ve oluyor da…
Şimdi Yüce ve ulu varlıklardan benimle kalarak, tüm yaralarımı, berelerimi ve gözyaşlarımı tedavi etmelerini ve bundan böyle ilahi arzunun dışında işler yapmaktan beni korumak amacı ile beni ters etkilerin tümünden korumalarını istiyorum. Ve koruyorlar da…
Ben özgürüm. Evet sonunda olması gerektiği gibi. Ben özgürüm.
Bu şifayı bulabilmem ve yükselebilmem için bana yardım eden, ve bu yolda rehberlik eden ve edecek bulunan tüm ilahi varlıklara, meleklere, yükselmiş üstatlara, tüm yüce amaçlı ulu varlıklara, diğer tüm varlıklara, ruhlara ya da enerjilere şükranlarımı sunarım. İyileşmeme göstermiş olduğunuz sevgi dolu ilgiye layık olacağım. Sizlere müteşekkirim!
Amin

15 Aralık 2016 Perşembe

La Tahzen (Üzülme) Mevlana



Lâ tahzen! (Üzülme!)
İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!
Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..
“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf’u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah’ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma…
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
“Aşık” olmayana anlatsan da “Ben” “Sen” anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…
Ayağın kırıldı diye üzülme!
Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır,
Olmazsa Bin Hayır Ara…
Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme:
– Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!
Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.
Hiçbir günah, ALLAH’ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
Sen yine de günah işlememeye bak!


Lâ tahzen! (Üzülme!)
Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi…
Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
Dilersen hiç konuşma…
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler…
Onların rızkına kefil olan Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil…
Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık.Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi;
Baş derdinde değildi
Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir…
Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben”, deyip susması…
“Sen”. deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer Hakk”ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.
Sevginin diğer bir adı da sabırdır:
Açlığa sabredersin adı “oruç” olur.
Acıya sabredersin adı “metanet” olur.
İnsanlara sabredersin adı “hoşgörü” olur.
Dileğe sabredersin adı “dua” olur.
Duygulara sabredersin adı “gözyaşı” olur.
Özleme sabredersin adı “hasret” olur.
Sevgiye sabredersin adı “AŞK” olur…
Ne istersem ben Mevlâ’dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır…
Allah’tan bir şey istersen:
Kapı Açılır, sen Yeterki Vurmayı Bil !…
Ne Zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeterki O Kapıda Durmayı Bil…!
Hz. Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî.